Düzeltmesiz Yükseliş Stres Yaratıyor. Ama!

19.04.2022 12:38
  •  A 

Dünya piyasalarında ABD Merkez Bankası FED'in Mayıs ayında faiz artışlarını 50 baz puan ve üstünde yükseltebileceği beklentisi, bilançoları küçültme politikasını başlatma riski bir satış baskısı sebebi olarak karşımızda duruyor. Bu nedenle ABD tahvil faizlerinde yükseliş sürüyor. 10 yıllık faizler %2.86'ya ulaşmış durumda ki, %2.92 - %2.99 - %3.05 ve %3.24'e doğru yükselişin devamını bekliyorum. Aynı şekilde Dolar Endeksi DXY de, 100.55 üzerinde kalmaya devam ederse, 103.00 - 105.00 diye yükselişine devam edebilir. Bu durum dünyanın gelişmiş borsaları için, Mayıs ayından itibaren bir düzeltme, yani yeni bir düşüş trendi riski yaratmasını bekliyorum. Şu an gelen karlar iyi, ama FED'in politika değişimi halinde ekonomide büyüme oranlarının düşmesine neden olacağı için, şirket ciro ve karlarının da yılın ikinci yarısında düşmeye başlamasına neden olabilir. FED'in politika değişimi halinde faizleri hızlı şekilde yülsetmeye başlaması, piyasadaki likiditeyi azaltmaya başlaması, paranın ülkesine yani ABD'ye dönme sürecini başlatırsa, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için bu durum TL'nin değer kaybı baskısı ve faiz artışı riski yaratır. Eğer buna aldırmaz ve politika faizlerini yine ısrarla eksi net faiz vererek düşük tutmaya devam edersek, kurları kontrol altında tutmakta zorlanabiliriz.

FED riski dışında bir süredir daha az gündem tutuyor olsa da, ciddi bir bölgesel savaş var. Rusya-Ukrayna arasında süren savaş tahminlerin ötesinde bir süreye yayılmış durumda. Uzadıkça ve Ukrayna'nın Moskova savaş gemisi gibi önemli hedefleri yok etmesi nedeniyle, Rusya'nın savaşı şiddetlendirme riski de artıyor. Rusya mukavemet gördükçe, Ukrayna'yı asker-sivil hedef demeden vurup, yıkmaya devam ediyor. Bu durum enerji, çip, orman, gıda, demirçelik, nikel gibi alanlarda ciddi tedarik aksamasına neden oluyor. Bu nedenle de, büyümelerde beklenen düşüşlere rağmen, tedarik sorunları yüzünden, enflasyon baskısı yarattığı gibi, resesyon ve stagflasyon riskleri artıyor. İşte bunlar gelişmiş dünya borsalarında olası satış risklerine neden olacak gelişmelerdir.

Lakin Ukrayna savaşı dünya için yeni bir soğuk savaş dönemi başlattı. ABD uzun yıllardır yakalamak istediği fırsatı buldu ve AB'yi Rusya'dan koparıp, Rusya'ya ağır yaptırımlar uygulatmaya başladı. Yaptırımların etkili olması için, özellikle Rusya-AB arasındaki doğalgaz akışının engellenmesi lazım. Bunun yolu olarak ise Türkiye'siz çözüm yok. Bu nedenle soğuk savaş dönemi Türkiye'nin stratejik önemini arttıracaktır. AB'nin doğalgaz ihtiyacını, ABD'den gelecek sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ile çözmesi çok rantabl bir çözüm yolu değil. Ama AB ile ABD arasında ilk etapta yıllık 15 Milyar metreküp olmak üzere, sonrasında bu rakamı 50 Milyar metreküpe çıkartacak bir anlaşma imzalandı. Fakat AB için daha sağlıklı çözümün farklı hatlardan doğalgaz akışının sağlanması olacağı görüşündeyim. 

Bu kapsamda Irak, İran, Azerbaycan, Katar, İsrail hangi hat aktif edilecek olursa olsun, bu enerji hatlarının hepsi Türkiye üzerinden geçiyor. Bu nedenle Türkiye enerji akışı konusunda yeniden çok önemli kilit bir ülke konumuna gelmiş durumda. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz sorunlarının bile çözümünde elinin güçlenmesine yarayacaktır. Zaten Rusya yaptırımları ile birlikte İngiltere Türkiye'ye uyguladığı askeri malzeme ambargosunu kaldırdı. ABD F-35'den doğan hakkımızın talebimiz üzerine F16 uçakları ve ekipmanları ile karşılanması konusundaki tutumunu değiştirmeyi değerlendirmeye başladı. AB'den Türkiye için yapılan açıklamalarda da pozitif yönde değişiklikler var.

Ayrıca Rusya dünya demirçeliğinin %10'unu veren ülke olarak yaptırımlar yüzünden batı pazarına ürün veremez durumunda. Aynı şekilde dünya pazarının %6'sını karşılayan Ukrayna da, savaş sebebiyle demirçelik pazarından düşmüş durumda. Bu durum, Türk demirçelikçilerine çok ciddi bir pazar ve çok ciddi kar artışı imkanı yaratması açısından lehimize bir gelişim gösteriyor. Bu kapsamda daha ziyade fiyatı daha az artmış cevherden üretim yapan eregl, kardemirler, ve ısdmr daha ön plana çıkıyor. Ama genelde biri hariç, sektör hisselerinin çoğu olumlu etkilenecek görüşündeyim.

Enflasyonu kontrol altına almak için faiz artışları sürecine AB Merkez Bankası ECB de, başlayacaktır. Ama gerek ECB, gerekse FED olsun, faiz artışlarından ziyade asıl likiditeyi azaltacak tedbirleri çok daha etkili olur.

Bu gelişmeler arasında bizim makro dengelerimize bakınca ise, çok sayıda risk ve belirsizliklerimiz var! Öncelikle enerjisinin neredeyse tamamını ithal eden, üretiminde %76'nın üzerinde aramal ithalatı yapmak zorunda olan, katma değerli üretim payı ihracatının içinde hala %3'den daha düşük yer kaplayan bir ekonomiyiz. Malesef uyguladığımız zorlama faiz-kur politikası kurların kontrolsüz şekilde artmasına neden oldu. Bu durum ithal girdilerin tetiklemesi ile her alanda zamları ve zamlar da enflasyon artışını getirdi. Faizleri düşürerek, enflasyonu indirelim derken, tam tersi hem kur, hem faiz, hem de enflasyon rekor düzeylerde artış yaşamaya başladı. %19'lardan düşürmeye başladığımız haftalık politika faizlerini %14 gibi bir seviyeye indirdik belki ama, politika faizlerinin dışında tüm faizler ise ciddi artış yaşadılar. Şu an enflasyon TÜFE'de %61, ÜFE'de ise %115'i geçmiş durumda. Bir türlü tutmayan OVP(orta vadeli program)ler sonrası adı değiştirilip açıklanan YEP(yeni ekonomi paketi) hedefleri de hayal olduğu gibi, hedeflerin hepsi yanına bile yaklaşmadan, tersi yönde revizelere uğradılar. FED riski adım adım yaklaşırken net %-47 faiz verdiğimiz için, maalesef istediğimiz doğrudan yatırımlar gelmiyor. Yabancı ise, pademi döneminin likidite bolluğuna rağmen, borsamız dahil, tüm piyasalardan çıkmaya devam ediyor.

Turizm sezonu ile birlikte cari açık rakamımızda pozitif daralma beklenirken, başlayan savaş en ciddi turizm girdimiz olan Rusya ve Ukrayna'dan beklentilerimizin hesaplarda olmayan boyutta düşmesine neden oldu. Rekor kırmayı beklediğimiz bir sezona maalesef bu kaygılarla başlıyoruz. Ancak yine de, geçen yaza göre çok ciddi artmış olan kurlar nedeniyle yüksek bir turizm girdisi olmasını bekliyorum. Fakat şanssızlığımız, başlayan savaş başta enerji faturalarımız olmak üzere ithalatımızın ihracatımıza oranla çok daha fazla artmasına neden oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı %69 ların altına inmiş durumda. 

Cari açık geçen yıla kıyasla son üç ayda %138 oranında arttı. Üç ayda ulaştığımız cari açık rakamı -26.3 Milyar Dolar oldu. Aynı zamanda bütçe de Mart ayında 69 Milyar Dolar açık verdi. TCMB net rezervlerimiz ise, swapları düşünce -47 Milyar Dolar civarında. Hal böyle iken, kısa vadeli borçlarımız %8.5 artışla 130.5 Milyar Dolar, uzun vadeli borçlarımızın bir yıl içinde ödenmesi gereken kısmı da 45.9 Milyar Dolar olduğu için, önümüzdeki bir yıl içinde ödenmesi gereken dış borç toplamımız 176.4 Milyar Dolar. 

Brent petrol 100$ altına yeniden iner ve orada kalabilirse ne ala, ama 100$'ın ne kadar üzerinde kalırsa, cari açık faturamızı ve enflasyonumuzu o denli olumsuz etkileyecektir. 

İşte bu ortamda kurların düzeyi çok önemli. Yeniden artmaya kalkması halinde 15.00 seviyesini geçecek olursa, 15.74 ve üstüne hızla yükseliş yaşayabilir. Yeni bir kur atağı ise, ekonomideki tüm dengeleri daha da kötü duruma sokar. Kurlarda böyle bir risk yaşanmaması için, gördüğünüz gibi kur korumalı mevduat faizi uygulamasına geçtik. Dövize gidebilecek paranın önünü kesmeye çalışıyoruz. Bankalara döviz pozisyonlarını kur korumalı mevduata çevirmedikleri takdirde uygulanan komisyonların iki katına çıkartılacağı uyarıları var. Aynı şekilde sadece yerli bireysel yatırımcıya kkm(kur korumalı mevduat) uygulamasına katılma imkanı verilmişken, istenilen büyüklük sağlanamayınca, bu imkan kurumsallara, yurt dışı yerleşiklere ve yabancı yatırımcılara da verilmiş durumda. Böylece, dövizde dururken faiz yükü yaratmayan mevduatları da kur korumalı mevduat uygulamasına sokup, hazinenin üzerine çok daha büyük bir faiz yükü binmesine neden olmuş durumdayız. Sisteme giren paralar, eğer kur artışı verilen faizden yüksek olursa aradaki farkı da alacak. 

Böyle bir uygulama ile yük TCMB ve Hazinenin üzerine yıkılmış durumda. Nasılsa TL faiz verdiğimiz için, faiz olarak ödemek zorunda kalacağımız TL'yi gerekirse basarak temin ederiz diye düşünüyoruz sanırım. Bunu yapmadığımız takdirde dövize yöneliş artıyor. Bu kurları artırıyor. Artan kurlar, ithal girdilerin maliyetini arttırdığı için her alanda tepeden tırnağa zam yağmurları başlıyor. Böylece, sözüm ona düşürmek için bu yola girdiğimiz enflasyonda bırakın düşüşü, ulaştığımız %61 seviyesi için bile zirve oldu diyemiyoruz.  Ama kurlarda kontrolsüz yükseliş olduğu zaman, vadesi gelen döviz borcumuz karşılığında dövizi basarak yaratma imkanımız olmadığı için, döviz açığımızı almaya kalkınca da kurlar arttığı, kurlar artınca da hane halkının mevduat olarak döviz tevdiatlara yönelmesi hızlandığı için, yine bir kısır döngüye giriyoruz. Ama kurların yukarı çıkmasına neden olan durum ekonomi ve ödemeler dengemiz için çok daha riskli. Vadesi geldiğinde dış borçlarımızın uzatılamayan kısmı için dövize ihtiyacımız var. Bunu bulup ödeyebildiğimiz sürece bir şekilde süreç işliyor. Ama yapmamız gereken ödemelerin yapılamama riski halinde ise bambaşka bir süreç başlar. İşte bu olmasın diye bir çok uygulama devreye sokulmuş durumda. İhracatçıların ihtiyaçları olan dövizi bozmak istemeleri halinde döviz gelirlerinin %25'ini TCMB'da TL'ye çevirme zorunluğu getirilmişti. Şimdi ise bu oran %40'a yükseltilmiş durumda. 

Aynı şekilde yabancıların konut alımları çok arttı. Bu ödemelerin de belli bir kısmının TL olarak yapılması zorunluluğu getirildi. Bunun da nedeni, bu TL'yi yaratmak için döviz satışı yapılmasının istenmesi. Böylece döviz rezervlerimizin artması hedefleniyor. 

BIST'deki yabancı payı bir kaç yıldır devamlı düşerek %36'lı seviyelere indi. Yabancı uygulanan politikalar nedeniyle ciddi kur riski gördüğü ve diğer tüm riskelrden çekindiği için bırakın geri gelmeyi, her fırsatta satmaya devam ediyor.(Yazı kapsamlı ve biraz uzun olacaktır. Olası riskleri ve pozitif ayrışma baklentilerimi işleyeceğim. Gün içinde tamamlanması iş akışım içinde sürecek.)

 



    Saygılarımla
    Aydın Eroğlu
     Stratejist
   Finans Yazarı
www.borsaanalizci.com
Twitter: @aydineroglu_


  • 18.06.2021
    10:17

    Dün TCMB da FED gibi faizleri sabit bıraktı. Önceki metinlerden çıkarttığı sıkı ve kararlı para politikası ifadeleri metne yeniden girdi. Ama yine top çeviren ifadeler var. Bugün bir çok yorumcu bu ifade ne anlama geliyor, TCMB ne demek istedi diye soruyorlar. Yan... Devamı »

  • 20.04.2021
    12:49

    Çok özel gündemlere sahip olmadığımız bir günü eksik kısa bir haftaya başlamıştık. Bu denli sert kayıplar neden yaşandı? Bu sorunun cevabını ben de sizler gibi merak ediyorum. Normalde DXY(Dolar Endeksi)'deki 91 altına düşüş, ABD tahvil faizlerinde yaşan... Devamı »

  • 15.03.2021
    11:11

    Cumhurbaşkanı cuma günü uzun zamandır beklenen ekonomik reform paketini açıkladı. Açıkçası vergi konusunda beklenen reformları göremedik. Yani enflasyonun da en önemli nedenlerinden biri olan ötv,kdv dahil ürünlerin fiyatlarında büyük... Devamı »

  • 20.11.2020
    10:57

    Uzun zamandır piyasalarla inatlaşan bir ekonomi ve Merkez Bankası politikası vardı. Enflasyon yüksek olmasına rağmen, faizler ısrarla baskı altında tutuluyordu. Haftalık politika faizleri düşük gösterilip, gecelik geç likidite penceresi faizi üzerinden fonlama yapılıy... Devamı »

  • 06.03.2020
    15:02

    2020 yılına girerken çok iyi bir yıl olmasını bekliyordum. Ama bir tarafta bizim özelimizde ortaya çıkan Suriye-Rusya riskleri ve ABD ile yaptırım sorunu, diğer tarafta ise tüm dünya için büyük bir kabusa dönüşme yolunda ilerlemeye devam eden v... Devamı »