CARİ AÇIĞIN SUÇLUSU BANKALAR MI ? BENCE HAYIR !

16.01.2011 17:44
  •  A 

 ( Okuyacağınız yazı,03/08/2010 tarihinde yazılmış bir yazım ile başlıyor )

  Görüyorsunuz aylardır söylediğim kurların sanayi,üretim,istihdam ve cari açık üzerinde risk yaratacağı uyarıları iyice hissedilir olmaya başlayınca,Merkez Bankası kendince döviz alımlarını arttırarak kurların düşüşüne fren yapmaya çalışıyor.

  Dün Merkez Bankası günlük alım miktarını 40 milyon,ek 40 milyon da opsiyon olmak üzere 80 milyon dolara çıkarttığını açıkladı.Bu şekilde yıllık olarak 14.5 milyar Dolar alabileceğini belirtti.

   Peki ne oldu?Dolar yükseldi mi?Tam tersine düştü.Hatta daha da düşecek gibi duruyor!
Çünkü yanlış yapılıyor!
Kur rejimi değişmeden,bu şekilde döviz alımları yanlış olduğu gibi,sıcak paracılara değişik fırsatlar yaratılıyor.Kuru suni alımlarla yüksek tuttuğunuzda,sıcak para rantı için gelmiş olan paralar,bu kur seviyelerini satış yapmak için kullanıyorlar.Para girişleri devam ettiği takdirde,dövizin düşmesinin ya da TL.nin değerlenmesinin önünde duramayacaksanız ki,bence öyle olacak,bu durum bir süre sonra yüksek fiyattan satılmış olan dövizlerin,daha düşük kurlardan yerine konması fırsatı yaratacaktır.Kur rejimi değişmediği için de,bu oyunun baskısı sürecektir.

   Eğer kur rejimini değiştirmeyi düşünmüyorsanız,döviz alımı yükünü Merkez Bankası olarak kendi üstünüzde taşımanız doğru değildir.Sonuçta Türkiye ekonomisinin toparlanması sürecekse,parası da değerlenecektir.Buna sadece merkez Bankası olarak döviz alımları yaparak engel olmak mümkün olmadığı gibi,gereksiz bir şekilde fazladan döviz taşımanıza neden olacaktır ve kaynaklarınızın atıl kalmasına sebep olacaksınız.Tek iyi yanı,hep devam eden cari açık nedeniyle,bir gün ani döviz çıkışı olursa,rezerv olarak hazırlıklı olmaktır.

   Lakin birkaç yıldır benzer yazılarımda,özellikle vurguladığım bir konu;Türkiye\'ye gerek sıcak,gerek doğrudan yatırım için olsun,uzun soluklu bir para giriş döneminde olduğumuzdur.Enerji alanında yapılan rafineri,santral,boru hatları vs.gibi yatırımlar,özellikle konut ve ticaret merkezi alanında yapılan yatırımlar ve bu alana dünyanın birçok gayrimenkulcüsünün de girmesi,yeni bir çok liman yatırımının yapılıyor olması,turistlik bölgesel alanlar planlanması gibi daha birçok gelişmeler Türkiye\'nin önlenemeyen yükselişinin birkaç yansımasıdır.

    Ama Mali Kural,ama başka bir sebepten Türkiye\'nin olası bir not arttırımı sonrasındaki görünümü '''Yatırım yapılabilir ülkeler ''statüsüne gireceği için,daha birçok uluslar arası fon ve yatırımcı yönünü Türkiye\'ye çevirecektir.Demek ki bu durumda,döviz kaçış korkusuna merhem olur diye döviz almak çok da doğru bir davranış olmayacaktır.

   Kur'a destek olunmak isteniyorsa,faizlerde yeniden indirim sürecine girilmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır kanaatini taşıyor ve aylardır da bunu dile getiriyorum.Hem bu sayede iş dünyasının finansman maliyetlerini düşürerek sanayiye destek olmuş olacaksınız.

   Ayrıca son dönem dünyanın yaşadığı finansal riskli ortamda,neredeyse bankacılık sektörü karlı olan ve bu durumunu artarak sürdüren tek ülke Türkiye'dir.Böyle olunca da,dikkatleri üstüne çekmekte ve birçok yatırımcıya liman olmaktadır.

   Irak'tan,İran'dan,Arap ülkelerinden,Azarbeycan ve bölge ülkelerinden,ülkelerindeki bankacılık riskleri nedeniyle korkan Yunan'lı yatırımcılardan,Avrupadaki bankacılık risklerinden çekinen Avrupa'lı Türk'lerden ciddi tutarlarda paraların ülkemize yöneldiği bir gerçektir.

 

   2008'de petro dolarların havada uçuştuğu dönemde uyguladığımız yüksek faiz,düşük kur ortamı ile,o dönem kaçırdığımız fırsat,şimdi yine karşımıza çıkmıştır.Hem de bu sefer,liman olabilecek finansal yapıya sahip neredeyse tek ülkeyiz.Bu sefer bu fırsatı kaçırmamak,olabildiğince borçlanma maliyetini düşürüp,vadeyi de uzatmak için çalışmalıyız.

   Gider ayak faiz artışının daha geriye bırakılmamasını söyleyip de giden IMF ve faiz lobisine aldırış etmeden kendi yolumuza bakmalıyız.Son dönem Hükümet ve Merkez Bankası bu oyuna gelmeyen tavırlar sergiliyor.

   Gerek Hazine'nin,gerekse Türk bankalarının çıktığı uluslar arası tahvil ihraçlarında düşünülenin çok üstünde bir talep ile karşılaşmaları da anlattıklarımın doğruluğunun bir göstergesidir.

    Bugün gelen enflasyon dataları enflasyonun düşmeye devam ettiğini göseriyor.Şimdi çok merak ediyorum,acaba aylardır faziler için önceleri yılın ortasına doğru artacaktır diyenler,daha sonra en geç yıl sonu itibarıyla faiz artışları olacaktır demeye başlamışken,şimdi ne diyecekler? Kaldı ki birkaç haftadır faizler uzun süre düşük kalacak gibi diyerek de yön değiştirmeye başlamışlardı.

    Ben yine önceki birçok yazımda da ısrarla söylediğim gibi,faizler daha da düşmeli diyorum!
Hem böylece,sadece para rantı için gelen sıcak paranın da önüne bir set çekiyor olursunuz! Ayrıca başta konut alımları olmak üzere kredi maliyetlerini düşürücü etki yapmış olursunuz.İnşaat sektörünün canlanması demek,sayısız kalemde mal piyasasının canlanması demek olur.

    Tabii olası faiz düşüşleri,tavhil taşıyan bankaların karlarının artmaya devam etmesi demek olduğu için,banka hisselerinin yükselişlerinin devamına ve borsamızın da ciddi rekorlar kırmasına katkı sağlayacaktır

    Ama her şeyin ötesinde,Türkiye'nin artık kur rejiminin değiştirmesi gerektiğini bir kez daha tekrarlıyorum.Kur rejimi ile ilgili önerim,Kur rejimi değişmeli başlıklı eski yazılarımda mevcut.

    Türkiye kur rejiminde değişikliğe gitmediği müddetçe,isterse üretimde yeni teşvikler uygulansın,bunlar yeterli çözüm sağlamayacak,ithalat büyüme arttıkça artmaya devam edecek,cari açık da aynı hızla yükselecektir.Bunun olması demek,hizmet ve finansal alanda büyüyen Türkiye\'nin,buna karşılık sanayii üretiminde ciddi rekabet ve fiyatlandırma sıkıntıları yaşaması demek olacaktır.Tabii bu durumda istihdam da,hiçbir zaman kalıcı çözüm bulamayacaktır.

    Kur rejimi aynı sürdüğü müddetçe,büyümenin ana motorlarından olan aramal üretiminin Türkiye'ye kayması sağlanamadığı gibi,normal üretimlerin bile Çin,Hindistan gibi ülkelere kayması ve kaptırılması en büyük sıkıntımız olarak karşımızda duracaktır!

    Artık bu gerçek görülmeli ve günlük kur müdahaleleriyle bir yere varılamayacağı bilinmelidir!Merkez Bankası günlük döviz alımını son halinden iki katına da çıkartsa,bu hem çözüm değil,hem de doğru değildir.Bu işi alınan politika değişiklikleriyle piyasanın doğrudan kendisine yaptırtabilmek en doğrusudur.

   Aydın Eroğlu   03 / 08 2010
    info@borsaanalizci.com

     16/01/2011
     Evet gördüğünüz gibi, yazı 2010 yılı Ağustos ayında yazılmış bir yazı. Sonrasındaki gelişmelerde banka hisselerinin yükselişleri ile endeks 70.000 li seviyeleri geçmişti. Neden ? Çünkü  kırmızı renklendirdiğim faiz indirimlerine gidilmişti. Devamında da sadece Merkez Bankasının döviz alımının yine kırmızı alanlarda belirtildiği gibi yeterli olmayacağı görüldü ve bankaların da döviz almasına neden olacak munzam artışlarına gidildi.

   Ben yine ısrar ediyorum; cari açık bu şekilde çözülmez. Ben cari açığın kredi artışından kaynaklandığı , artan kredilerin cari açığı tetikleyen ithalata gittiği tezine katılmıyorum !!! Daha doğrusu burada kabahatin krdilerin armasında olduğu tezine katılmıyorum. 

   Sorun, kredilerin düşük olan kur düzeyinde artması nedeniyle , ithal ürünlerle rekabet edemeyeceğini bilen sanayicinin özellikle ara mal üretimi yerine ithalatını tercih etmesinden kaynaklanıyor. Yani Merkez Bankası Başkanımızın dediği gibi bankalar kredilerini arttırdığı için cari açık büyüyor ifadesi, tamamen kolaycılığa kaçıp, asıl etkeni görmemezlikten gelmektir.

   Şimdi soruyorum, munzam artışı ile bankalara da döviz aldırdınız ama nereye kadar munzam artışı yapabilirsiniz ? Onun da bir sınırı olacak. Peki sonra ne yapacaksınız ? Bu kur rejiminde döviz girişleri devam edince kurlarınız yeniden düşmeye başlayacak. Peki o zaman ithalatı nasıl yerli üretime çevireceksiniz? 

    Türkiye henüz yüksek teknoloji üreten ve marka yaratan bir ülke değildir. Yüksek teknoloji ürünlerimizin üretim içindeki payı %5 'ler civarındadır. Böyle olunca da, TL.değerlendikçe, ikame edilebilen üretim başka ülkelerden ithalata ya da farklı ülkelerde üretime yönelmektedir. 

   Bence Türkiye yüksek teknoloji ve gıda üretiminin toplam üretim içindeki payı % 50 seviyelerine gelene kadar kur rejimini gözden geçirmelidir !

  Bugün cari açık sorununun banka kredilerinin ithalata yönelmesinden kaynaklandığını söyleyen Sayın Durmuş Yılmaz'a sormak isterdim; acaba kurlar bulunduğu düzeyden % 20 yukarda olsaydı, yine banka kredileri arttığında , bu krediler aramal ithalatına gittiği için cari açık artıyor diyebilir miydi? Yoksa , artan krediler, aramal üretimi için, yeni üretim tesislerinin kurulmasına ve dolayısı ile de, istaihdam sorununun da azalmasına imkan vermeyecek miydi?   

  Fosil Enerji kaynaklarına sahip olmadığınız halde, ülkenin bir de ısınmada dahi doğalgaza bağımlı hale gelmesiyle , yıllık 40-50 milyar dolara ulaşan enerji faturanızı düşürmek için kurların düşmesi belki ilk anda yararlı gibi görülebilir. Ama düşük kur düzeyi yüzünden üretim ve istihdam kaybına uğrayacağınızı ve cari açık sebebi olmasın diye düşündüğünüz enerji faturanızdan çok daha fazlasının üretimin ithalata ikame edilmesi ile yaşanabileceğini görmezden gelmeye devam etmek sorunu çözmeyecektir.

   Şimdi hemen sorular gelecektir ! Peki kurlar birden artarsa, enflasyon yaratmayacak mıdır? Evet doğru şuanki üretim düzeyinizle kur rejiminde değişikliğe gittiğiniz zaman ( önceki yazılarımda bir kur çıpası modeli önermiştim) bir enflasyon oluşabilir. Ama hemen arkasından başlayacak üretim patlaması ile , enerji dışındaki her alanda üretimi ülkenize çeker duruma gelmenizle birlikte bu durum kalıcı bir enflasyon düşmesine dönüşecektir. Cari açık ve istihdam sorunu da kalmayacaktır. Türkiye artık bunu yapmalıdır.